Uzun Bir Aradan Sonra Merhaba!

Burada olan var mı?

Çok uzun zaman oldu buralara uğramayalı. Neden bir blog açtığımı bile unutmuşum. Oysa bu blogu, kendi benliğimi ve yeni bir “beni” aradığım bir dönemde açmıştım. O zamanlar yolum fena gitmiyordu; yazıyor, üretiyor ve iyi hissediyordum. Sonra bir noktada tekrar kayboldum ve kendimi yeniden ararken buldum.

Bugün aklıma geldi bir blogumun olduğu. Ardından, o dönemde kendimi neden daha iyi hissettiğimi düşünmeye başladım. Bana iyi gelen neydi? Yazarken yanımda olan, eski arkadaşım ve can dostum dediğim insan mıydı; yoksa yazmak, içimdeki kelimeleri buraya dökebilmek mi?

Bir süre bunu düşündüm.

Belki de o zamanlar, bana iyi gelen şey; o arkadaşımın varlığıydı. Hayatımda olması, beni desteklemesi… Peki şimdi neredeydi? Küçük bir yanlış anlama, belki de anlaşılamama ve yollarımız ayrıldı. Artık hayatımda yok.

Hayat böyle değil mi zaten? Bir yolun vardır ve o yolda bir süre sana eşlik eden insanlar olur. Sonra yol devam eder ama herkes seninle gelmez. Bir dönem, birbirimize iyi gelerek yürüdük. En sonunda ise aslında yolu tek başına yürümemiz gerektiğini fark ettik.

Sonra diğer ihtimali düşündüm.
Belki de bana iyi gelen şey, yazmaktı.

Aslında blog için olmasa da ara ara yazdığım zamanlar oldu. Ama çok nadirdi. Öyle ki bazen kendime şaşırıyordum; içimdekileri dökmeden nasıl bu kadar uzun süre devam edebildiğime. Sanırım son birkaç yıldır kendimle konuşmayı unutmuştum.

Şimdi yine o noktadayım. Kendimi biraz kaybolmuş hissediyorum. Ama bu kez farkında olarak. Bu aralar zihnimi en çok meşgul eden soru şu:
“Ben eskiden ne yapmaktan hoşlanırdım?”

Bu sorunun cevabı, bugün kitap okurken daha da netleşti. Birden fark ettim: Ben eskiden yazmayı, blog düzenlemeyi, Photoshop’la uğraşmayı, bir şeyler üretmeyi çok severdim. Peki neden artık yapmıyordum?

Aramızda kalsın, 2008–2009’dan beri gelen sağlam bir K-POP fanlığı geçmişim var. O zamanlar bir arkadaşımla birlikte didik didik Photoshop öğrenmiştik. Şimdi çoğunu hatırlamıyorum ama şunu çok iyi biliyorum: Yaparken inanılmaz keyif alıyordum. Forum düzenler, tasarımlar yapar, sonra blog tarafına geçerdim.

Birkaç gün önce Instagram’da mimarlıktan grafik tasarıma geçen bir kadının hikâyesini görmek, bu düşünceleri iyice tetikledi. Çocukluğundan beri çizim yapmayı seven biri, bugün kendi tasarımlarını ürettiği bir iş kurmuştu. O an kendime tekrar sordum:
Ben nelerden hoşlanırdım?

Cevaplarımın hepsi net mi, bilmiyorum. Çünkü çocukluğum, kendime bir alan açmaya çalışmakla ve kaçma hissiyle geçti. Pek çok şey denedim. Ama en çok keyif aldığım dönem, kendimi bir topluluğun içinde ait ve önemli hissettiğim zamanlardı. Ve o zamanlarda üretmek, öğrenmek çok daha kolay geliyordu.

Kendi kendime öğrenme konusunda aslında iyiyim. O zamanlar, eski bir bilgisayarla bile çok şey yapabiliyordum. Bugün imkânlarım daha fazla ama üretmekten uzak olmak, bana garip bir hayal kırıklığı hissettiriyor.

Tüm bu sorularla birlikte blogumu yeniden keşfettim. Günüm, sanki başkasına aitmiş gibi kendi yazdıklarımı okuyarak geçti. “Ben neler yapmışım” diyerek…

Ölümden değil ama fazlaca kayıpların yaşandığı; kendi benliğimin geri planda kaldığı, başkalarının ve ailenin daha çok ön plana çıktığı; fedakârlıkların bol, nankörlüklerin de eksik olmadığı zor birkaç yılın ardından yine buradayım.

Kimler kaldı, kimler gitti bilmiyorum. Kaçımız yazmaya devam etti, kaçımız benim gibi ara verdi… Ama kimse olmasa bile, ben elimden geldiğince burada olacağım. Yazmaya devam edeceğim.

Blog işini biraz unutmuş olabilirim; tekrar hatırlamam zaman alacak ama olsun.

2026’nın; farkındalıkların arttığı, kendimize daha çok önem verdiğimiz, kendimizi sevdiğimiz ve kendimizle ilgilendiğimiz bir yıl olmasını diliyorum. Tekrar kaybolmadan, kendimizi unutmadan…

Buraya kadar okuduğunuz için teşekkür ederim. Başınızı ağrıttıysam affola.

-Sena


Share:

1 yorum :

  1. Bazen küçük yanlış anlaşılmaların bizi sevdiğimiz insanlardan uzağa atması üzücü bir durum ama hayat da biraz böyle galiba... :)Güzel bir yıl olsun.

    YanıtlaSil

Designed by OddThemes | Distributed by Blogger Themes